6 Mart 2014 Perşembe

Tesaduf mu? Mesaj mi?

Bir öğretmenimin odasında gördüğüm bu tablo beni hayrete düşürdü... Evren benden ne istiyordu? Yeterince açmış mıydım kulaklarımı... Saf mıyım hala ki benle konuşuyor... Evrenin söylediklerimi algılamak için saflık şart... Bunu biliyorum. Duyduklarım ve gördüklerim karşısında hayrete düşüyorum... Damarlarım çekiliyor... Sevmeyi ve seyahat etmeyi çok seviyorum...
Bir de tabii her zaman döneceğim evim... Mersinim bende yeri çok başka.... Huzurkent... o insanlar benı ben yapan kişiler... İyi de kötü de çok şey öğretir... Kötü daha çok öğretir....


23

Asal sayinin yalnizligi mi 23 yasima ilave? 
Okuldan dönüyordum ve gökyüzüme bakarak şarkı söylüyordum öylece... Kaybedeceğim bir aşkın peşine düşmek mi? Bilimi takip etmek mi! İkisi de nasıl büyük çabalar istiyor... İnsanalara sancı çektirerek acaba onları hayatlarımızda mı tutmalıyız? Ne yapmalı? 23 daha vakit var... Anne olup çocuk doğurmak onu şekillendirip kendimi sonsuza adamak mi? Bilmek üretmek ve sonsuza bıraktığıö bilgi birikimi ile kalmak mı? Neden şartlar bu kadar ağır? Bir hayat yaşıyorum ve neden her şeyin mükemmeli bu denli imkansız??? Çözmek istiyor insan

13 Mayıs 2013 Pazartesi

erasmus güncelerim...-1

gamze-ümit ( bence -gü- ) yanıma geldiler.... aslında tam olarak amsterdam'a.... gençlik organizasyonları tarafından karşılanan masraflar.... kıskanmamak elde değil =) o zaman kıskançlık demeyelim de bana da nasip olsun diyelim... hala Paris'e gidemedim gerçi onlar da bir gün kalmışlar... hollanda'm... amsterdam'ım da ağırladım onları... sabahtan souzy ve pepi ile amsterdam'a geçtim 10.42 treni ile...  central stationdan başladı bu amsterdam maceram da....  
 heybetli binası ile amsterdam merkez tren istasyonu.... eda'ya vardığım, gamze'ye vardığım.... her istasyon gibi sevdiklerime ulaştıran, sevdiklerimden buluşmak üzere ayıran o istasyon....  binası da ayrıca mimarisi heybeti, renkleri.... her hali ile etkilenmemek elde değil.....
 
dünyanın onlarca ülkesinden onlarca insan  geliyor gidiyor ziyaret ediyor bu başkenti.... sevgililer buluşuyor...ayrılıyor... i am sterdam.... ne de olsa orası....  hoşgörünün başkenti... herkesin herkese tanımaksızın gülebildiği.... hoi diyerek gözlerinin içine bakıldığı... bu kadına nasıl bir saygıdır...  türkiyemde kadın başını öne eğer, ama burda hep gökyüzüne bakıyorum.... bana selam verip geçen erkekler... türkiyemde olsa onlarca laf yerim...  burda selam verip gülümseyip geçiyorlar... bu nasıl bir saygıdır.... nasıl bir saygıdır...

 amsterdam'da yani hollanda da öğrendiğim bir diğer şey de kesinlikle ucuzu aramak... bilmiyorum yaşım mı ilerledi.... annem gibi davranıyorum.... gamzeleri aldığım gibi en ucuz marketlere götürdüm, anneler günü idi anneme hediyemi lale tohumlarımı aldım, gönderdim....  annem nasıl sevinecek...  gamzeye de bunun için ayrıca teşekkür etmem gerekecek gerçi orası ayrı... türkiye'ye dönünde halletmem gerekir artık....

 lalelerim annemle senelerce kalacak..... her açtığı çiçekte annemi daha mutlu etmek istiyorum, çünkü aileden vatandan hasret kalmak aslında onların değerini de öğretiyor.... onları mutlu etmeden onların hakkını elde etmeden ölürsem.... işte beni öldüren bu sebep olur....  karaborsa bilet bulup, yanlış bilete yanlış müzeye gitmemiz, bir biletle hepimizin girmesi,,, barkot okuyucu.... ahahah komik şeyler de var şu hayatta...  ama dostlarımla olmak çok çok güzeldi.....

26 Mart 2013 Salı

netherland

en son eda dan bahsetmişiz, tüm güzellikler onunla olsun, ama hayatımız devam ediyor değil mi.... aslında nasıl aşık olduğumu anlatmak isterdim ama şimdi şu bisiklet mevzusuna bir değinmek istedim....  Hollanda da kişi başına tahmini 3 bisiklet falan düşüyor, geldikten sonra tahmini 5 kilo falan verdim, ama çok yiyorum ondan :( daha fazlası da verilebilirdi, öğrendiğim onca tarih dersinde Yunan'ların bizi nasıl mağlup ettiği, Almanların faşistliği, ve diğer ülkelerin o zalim tavırları karşısında bizim masum ve savunan olduğumuz yalanını yaşadım ve aslında öyle olmadığını öğrendim... gece yarılarında yolda kaldım, hiç tanımadığım bir Hollandalı yol gösterdi, Türkiye'm de olsa kesin yanlış yol gösterirdik, eğlenirdik, ne bileyim böyle salak şeyler.... AB ye girmemiz çok zor, Hollanda da ki düzeni gördükten sonra (ilk kez Avrupa'ya geldiğim için samimiyetle yazıyorum) ben olsam ben de Türkiye'mi AB ye almazdım, güzelim vatanda.... yazık ediyoruz kendimize, bu arada evet marihuana denedim, ve her yerde özellikle merkez istasyonda kokudan geçilmiyor,ama bir şey öğrendiysem Avrupa'dan o da sevmek, zaten sevmeyi seven bir insandım ama.... sevmeyi sevilmeyi daha çok öğrendim....

26 Aralık 2012 Çarşamba

artik su avrupa nasildi.... yazilmali... ilk gun.....

evettt ilk gunden baslayalim... eda`m avrupanin bana verdigi ilk melek... merak ettiniz degil mi... aslinda suradan baslayalim...annemlerle oyle gereksiz oyle buyuk bir kavga ettim ki evden cikmadan... ardima bile bakmadan kactim...kactim diyorum cunku kactim.... neyse ucakta tum yolculuk boyunca aglar mi bir insan... ilk ama son olmamasini diledigim bir yolculuk... yazin yasadiklarim.... kanser miyim degil miyim.... ve platonik aptalca bir ask... vardi yoktu arasi bir sey... ne oldugu belli olmayan bir adam... eda... ben amsterdam a gelmisim dil bilmem yol bilmem tek yanimda olan temiz kalbim... eda bir gun once facebook tan beni eklemisti...didimin didisi biri... 21 yasinda bir kiz,,,, amsterdamà girer girmez geldi beni aldi,,, aaa fotografini paylasayim hemen.... ben nerden bilirdim hollanda da marketlerin 6 da kapandigini...eda bana ekmek yemek recel... hepsini aldi... tabii o sinirle evden cikarken ben telefonu da almadim yanima...  eda telefon da aldi... bir insan nasil hic tanimadigina bu denli iyilik yapar....melekse...neden olmasin... cok yorgundum ve uyudum...evde bir melek varken.... rahatcana uyudum....